30 Mart 2019 Cumartesi
Topraktan, Sudan ve Havadan Kalan
Selim uzakta da olsa yakından izlemeye çalıştığı ilk seçimi düşündü. Selman onun mitinglere gelmesini istemiyordu. Selim abisine kızıyordu. "Ben artık büyüdüm abi, her yere gelebilirim, küçük değilim" diyordu. Selman ikna etmeye çalışarak, gerekirse kandırarak, hiçbiri olmazsa annesine ve babasına "Küçük oğlunuza sahip çıkın" diyerek onu engelliyordu. 1 Mayıs'a götürmemişti. Babası buna karşın Selman'a çok kızmıştı. "Bu çocuğu da sığ fikirlerinle zehirliyorsun, ona bir şey olursa seni asla affetmem" demişti. Annesi ağlamıştı. "Niye böyle yapıyorsunuz, herkes gibi biz de güzel bir kahvaltı yapamayacak, gülerek sohbet edeceğimiz bir akşam yemeğinde bir araya gelemeyecek miyiz?" demişti. Bu düşünce Selim'in çok hoşuna gitmişti ama koşullar hep kötüleşmişti. Selman evden her geçen gün biraz daha uzaklaşmıştı.
Selman için çok korktuğu 1 Mayıs'tan sonra Selim abisini çok fazla görmemişti. Peşine takılmasın diye galiba Selim'den özellikle biraz uzak duruyordu. Ona evden yapabileceği bir görev vermiş, seçimleri izlemesini istemişti. "Küçük delikanlım" demişti. "Bir şeyler değişiyor ve değişecek. 1 Mayıs'ta ve sonrasında ağır bir saldırı oldu ama biz toprakta karınca kadar çokuz. Henüz nerede olması gerektiğini bilmeyenler de öğrenecek. Gelecek böyle korkuyla dolu olmayacak. Seçimler insanların ışıklarını görmesini ve göstermesini sağlayacak."
Selim Işık Abla'yı hatırlayarak gülümsemişti. Onun güzelliğini görüp anlayan bir insanın yanlış karar vermesi çok zordu. Selim'in Selman'ın yanında daha çok olmak istemesinin en önemli nedenlerinden biri de Işık'a daha yakın olmak, onu daha sık görebilmekti. Henüz yaşamında Melda yoktu. Onun için, yaşamına anlam katan en büyük güzellik Işık'tı.
Ulaşabildiği tüm bilgilerden yararlanarak abisinin istediğini yapmıştı. Tuhaf bir şekilde, belki de en iyi izlediği seçimlerden birisi bu olmuştu. Gazetelerdeki yazıları dikkatle okumuş, radyodaki ve televizyondaki programları dinlemiş, seçimlerin mantığını, partilerin yapısını, liderlerin kişiliklerini ve düşüncelerini anlamaya çalışmıştı. O sıralarda adı pek konmamış olsa da dört eğilimle o dönemlerde tanışmıştı. Selman o dört eğilimin solundaydı. Babası o dörtlünün içindeki soldaydı. Dört eğilim biraz tuhaftı. Ortaya yakın bir soluyla, diğer yanda uzaklaşarak kaçan üç sağı vardı. Selim Selman'la babasının tartışmalarının kesilmesinden, konuşmalarının yumuşamasından, birbirlerinin söylediklerini daha fazla onaylamalarından bu kez farklı düşünmediklerini anlamıştı. Selman babasının partisini destekliyordu. Selim'e de bir ara ayrıca açıklamıştı. "Koşullar kötü" demişti. "İnsanların biraz soluk almaya ihtiyacı var. En azından bu sert baskıların biraz hafiflemesi lazım. İnsanların korunması lazım. Başka katliamlar olmasının önüne geçilmesi lazım. Bu seçimle her şey değişmez ama belki oyunlar kurallarına daha uygun oynanabilir. belki insanlar korunabilir, kahvelerin taranmasının ve gösterilere saldırılmasının önüne geçilebilir." Selim oyunun ne olduğunu henüz bilmiyordu. Abisinin söylediklerini anlamaya çalışıyor, ağzından çıkan her sözü onaylıyordu. Topraktaki karıncaları, sudaki balıkları ve havadaki kuşları henüz yeterince tanımıyordu. Annesinin ve Selman'ın, babasının ve yakın çevrelerindeki birkaç kişinin, kendi öğretmeninin ve arkadaşlarının söylediklerinden yola çıkarak kendisinin, çevresinin, yaşadığı toprakların ve dünyanın öyküsünü yazmaya çalışıyordu.
Selman'ı çok merak ettiği bir mayıs gününde yaşananlar gibi, izlemeye çalışarak kafasında öyküsünü yazdığı o ilk seçim de önemli bir dönüm noktası olmuştu. Selim o günlerdeki umutları ve coşkuyu hep özlemle hatırlamış, insanların o duyguları yeniden bulup yaşayabilmesini istemişti. Zamanla ve değiştikçe, insanların yolculuğunu nehirlerin akışına benzetmişti. Akacak uygun bir yatak buldukça ve çevreden gelen sularla beslendikçe çoğalıyor ve güçleniyor, önleri kesilip geniş alanlara yayıldıklarında ve kaynakları kuruduğundaysa eksilip tükeniyorlardı. Seçimlere yakın bir günde aniden bastıran bir yağmur, sokaklara çıkmış insanların umutlarını ve coşkularını ıslatarak onlara doğanın gücünü ve neşesini getirmişti. Selim yaşamın artık güzelleşeceğine, insanların anlamsız çatışmalar yüzünden ölmeyeceklerine, abisi ve Işık Abla için artık endişelenip korkmayacağına inanmıştı. Okuduklarında ve izlediklerinde insanların birleştiklerinde ve doğru bir yola girdiklerinde kazandıkları gücü görmüş, sonuçların çok iyi olacağını düşünmüştü. Derlediği bilgilerde geneli ve özeli yansıtan önemli ayrıntılar vardı. Bunlardan yararlanarak seçim öncesini, seçimi ve seçim sonrasını anlatan bir yazı yazmıştı. Yazıyı babası da abisi de çok beğenmişti. Ne yazık ki sonraki gelişmeler pek iyi olamamıştı. Büyük sevinçler yaşanmış, mutlu sonlara ulaşılamamıştı. Toplumsal oyunların kuralları eşit haklarla oynanmaları için konmuyor, güçlüler kendileri için olması gerekenleri gerçekleştirmenin yollarını buluyorlardı. Destekledikleri partinin büyük başarısı zafer getirmemiş, onu karanlık güçlerin desteğine muhtaç bırakmıştı.
Selim geçmişi ve yakından izlediği o seçimde ve sonrasında yaşananları, Selman'ı, Işık Abla'yı, babasını, annesini, Melda'yı acıyla hatırladı. Yirmi beş yıl sonra bir başka seçimde bir başka parti, çok daha az bir oy oranıyla tek başına yönetme hakkını eline geçirebilmişti. Dünya değişiyordu ama gücün yaşamla ve insanlıkla savaşındaki belirleyiciliği aynı kalıyordu.
Bir seçim daha yaşanırken Selim, uzakta da olsa yakından izlemeye çalıştığı ilk seçimi düşündü. Bunca yıldır yaşanan onca seçimin hiçbir şeyi değiştirmediğini ama her birinde yeni başlangıçlar yaptığını ve önemli değişimlerin yolunu açtığını bir kez daha anladı. Hiçbir şeyden ve her şeyden kalan ne olabilirdi? Güzel insanları hatırlamaya ve anlamaya çalıştı. İnsanların 21. yüzyılda kendilerini ve birbirlerini tanımayı ve anlamayı, huzura ve mutluluğa kavuşmayı artık öğrenebilmesini ve başarabilmesini; birbirlerini ayakkabılarından tanıdıkları savaşların yokluk günlerinin bir daha asla yaşanmamak üzere geride kalmasını umdu.
Nâzım Hikmet, Kuvâyi Milliye, http://www.physics.metu.edu.tr/~uoyilmaz/TurkSiiri/cagdasturksiiri/nazimhikmet/nazimhikmet-(kuvayimilliye-baslangic-onlar).htm, http://kitap.ykykultur.com.tr/kitaplar/kuvayi-milliye-abidin-dinonun-desenleriyle
Leylâ Erbil, Kalan, https://www.iskultur.com.tr/kalan.aspx
http://seliminoykuleri.blogspot.com/2016/11/selimin-oykuleri.html
http://seliminkucukoykuleri.blogspot.com/
http://seliminkucukoykuleri.blogspot.com/2018/12/selimin-kucucuk-oykuleri.html
Etiketler:
1 Mayıs,
çatışma,
hak,
hava,
Işık,
kalan,
Leyla Erbil,
Melda,
miting,
Nazım Hikmet,
parti,
seçim,
Selim,
Selman,
Sima,
su,
toprak
1 Mart 2019 Cuma
Selim'in Düşleri
Selim küçükken çok düş görürdü. Büyüdükten sonra da düş görmeyi sürdürmüştü ama düşleri azalmış ve bozulmuştu. Belki o kadar azalmamıştı ama çoğunu hatırlamaz olmuştu. Yaşamı artık eskisi gibi rahat ve mutlu değildi. Umutları ve korkuları çoğalmıştı. Kendine daha çok güveniyordu, Selman'ın güvenini boşa çıkarmaktan daha çok korkuyordu.
Selman bir çantayı alıp bir yere götürmesini istemişti. Çantadan ve götüreceği yerden kimseye söz etmemesi gerekiyordu. Selim yalan söylemeyi bilmezdi, sevmezdi, beceremezdi. Onun bu hallerini gördükçe Selman omzuna bir yumruk atar, gülerdi. "Yalan söylemeyi beceremiyorsan, yalan söylemeden istediklerini ve yapılması gerekenleri yapmanın bir yolunu bulmalısın" derdi. Selim yaşamın masallardaki ve öykülerdeki gibi dürüst olarak, gerçeklere inanarak ve insanları severek sürememesine şaşardı. "Annem seni biraz fazla korumuş, insanları görmene engel olmuş" derdi Selman. Selim annesinin onu koruduğunu hissetmemişti. Ama Selman'ı uzun süre, karşılaştığı her zorlukta gelip onu kurtaracak kusursuz bir romanın kahramanı gibi görmüştü. Selim bir an önce büyümek istiyor ama yıllar geçtikçe büyümekten korkuyordu.
"Abi" diyordu. "Biz eskiden daha çok oynardık seninle."
"Oynadığımız güzel günler yine gelecek ama şu an çok zor bir dönemeçteyiz" diye başlayarak farklı öyküler anlatıyordu Selman da. İnsanların arasındaki eşitsizlikten, yaşadıkları zorluklardan, mahallelerindeki ve okullarındaki insanlardan, annesinin ve babasının ailelerinden ve arkadaşlarından, en çok da kendi arkadaşlarından söz ediyordu. Dünyanın ve insanın öyküsünü anlatıyordu. Dünyanın nasıl insanlı bir gezegen, insanın nasıl insan olduğunu anlatıyordu. Selman'ın anlattıklarını dinlemek Selim'e hiçbir masalı dinlerken yaşamadığı bir mutluluk veriyor, Selman'a ve geleceğe güven duyuyordu. Selman'a duyduğu güven arttıkça, kendisine duyduğu güvenin azalacağını ve yaşamının zorlaşacağını bilmiyordu.
Babasının annesi ve Selman'la çatışmaları Selim'i çok yıpratmıştı. Tüm yaşadıklarının içinde onu en çok etkileyen belki de bu sert kavgalara sürekli tanık olması olmuştu. Önce annesinin babasından korkusunu ve babasının kurduğu katı düzenin acılarını hissetmişti. Küçükkken ona çok iyi davranan babasının beklentileri ve uyulması gereken kurallar arttıkça nasıl böyle değiştiğini anlamakta güçlük çekmişti. Annesi babasının yaşamın zorluklarına katlanmakta güçlük çektiği için sertleştiğini, onları çok sevdiğini söylüyordu. Selim annesini dinlerken babasını anlıyor ve seviyor, herhangi bir nedenle babasıyla karşı karşıya geldiğindeyse dizleri titremeye başlıyor, bayılacak gibi oluyordu. Korkusu ve babasıyla aralarındaki uzaklık sürekli artıyordu. Selman dışarıda olduğu zamanlarda annesini korumak için ne yapacağını bilemiyordu. Küçücük bedeniyle, yere düşmüş küçücük bir kadının üzerine doğru yuvarlanmakta olan dev bir kayanın önüne nasıl geçebilir, onu nasıl durdurabilirdi? Yine de çoğu kez durdurabiliyordu. Bir köşeye geçip yüksek sesle ağlamaya başlıyor, babasını kafasındaki dünyadan gerçek dünyaya döndürmeyi başarabiliyordu. Ama her yeni olayda daha büyük bir korku duyuyordu. Selman babasının sözünü dinlememeye başladığında onların birbirlerini öldürmelerinden korkmuştu. Selman "Gidiyorum" dedikçe babası "Gidersen buraya cesedinle dönersin" diyordu. Selim ağlıyordu, babasının bunları nasıl yapabildiğini ve söyleyebildiğini anlayamıyordu. Annesi Selim'e anlatmaya çalışıyordu. Babasının abisinin başına bir şey gelmesinden çok korktuğunu, korkusunda haksız da olmadığını, dışarıdaki koşulların çok tehlikeli olduğunu ve Selman'ın o her zamanki inadıyla hep en tehlikeli yerlerde dolaştığını, babasının Selman'ın başına bir şey gelmesinden çok korktuğu için ne yapacağını ve ne söyleyeceğini bilemediğini, bu yüzden çaresizlik içerisinde böyle davrandığını söylüyordu. Babasının annesi ve Selman'la çatışmaları Selim'i çok yıpratmıştı.
Selman evden uzaklaşınca babasının tüm kavgaları bitti. Koltuğunda sessizce saatlerce oturuyor, Selim'e ve annesine bazen bütün gün tek bir söz etmiyordu. Selim de Selman'ın yolundan gitmese yaşamları farklı olabilirdi.
Selim büyüdükçe kendine daha çok güvenmişti ve Selman'ın güvenini boşa çıkarmaktan daha çok korkmuştu. Selman'ın her şeyi ve tüm gerçekleri, yapılabilecek ve yapılması gereken tüm iyi ve güzel işleri bildiğini düşünüyor, onun istediklerini yapmanın yaşamın anlamı olduğuna inanıyordu. Bir gün Selman Selim'e bir çanta verip onu bir kahveye götürmesini istemişti.
"Çantayı asla açma, tam dediğim saatte orada ol, beş dakika içinde birisi gelecek, bilmediğin bir ad söyleyip ona selam söylemeni isteyerek çantayı alacak, o gittikten bir iki dakika sonra kalk. Etrafta biraz dolaşarak eve dön." Selim bunları yapıp yapmadığını, sonra neler olduğunu hatırlamıyordu.
Selim çantayı sıkıca tutarak gelmiş, bir masanın kenarındaki sandalyeye ürkekçe oturmuştu. Kahvehane kalabalıktı. Masalar erkeklerle doluydu, sigara içiyorlardı, duman her yeri kaplamıştı, Selim'in gözlerini yakıyordu. İçeride tek bir kadın yoktu. Selim korkuyordu. Selman'ın istediklerini doğru yapamamaktan korkuyordu. Başına bir iş gelmesinden korkuyordu. Dakikalar geçtikçe gerginliği ve korkusu büyüyordu. Adam gelmezse ne yapacaktı?
Birdenbire birisi yanına belirip bilmediği bir ad söyleyerek ona selam söylemesini istedi. Selim telaş içerisinde bir an önce çantayı verip kurtulmak için onu az önce koyduğu yere uzandı. Yaşadıklarına inanamadı. Çanta yok olmuştu. "Olamaz, olamaz, olamaz" diye haykırdı içinden. "Buradaydı, elimin altındaydı, birisi almış olamaz, gitmiş olamaz." Bir ara masanın yanında bir adamın belirip sonra hızlıca uzaklaştığını hayal meyal hatırladı. Yaşadıklarına inanamadı. Başı dönüyor, dünya ayaklarının altından kayarak uzaklaşıyordu.
Selim büyüdükten sonra da, küçük evinde yalnız kaldıktan sonra da düş görmeyi sürdürmüştü. Düşlerinin çoğunu hatırlamaz olmuştu ama bazen kısa ve renkli bir düş, geçmişini ya da geleceğini anlatıveriyordu. Yaşamakta olduklarının en ağır yüklerinin etkisiyle.
http://seliminoykuleri.blogspot.com/2016/11/selimin-oykuleri.html
Rüyada Kahvehane Görmek
Rüyada kahvehane görmek, genellikle olumsuz olarak yorumlanan rüyalardandır. Rüyayı gören kişi için mal kaybına, yapacağı ticarette veya iş hayatında zarara uğramasına ve maddi sıkıntı içerisine girmesine delalet eder. Çevrede bulunan ve sözü geçen bir kişinin, rüyayı gören kişiye yapacağı eziyete, bu eziyetten dolayı kişinin sıkıntı çekmesine işarettir. Ayrıca kişi zor durumda ise bu durumdan art niyetli bir tanıdığın faydalanmasına yorumlanmaktadır.
http://ruyameali.com/ruyada-kahvehane-gormek
22 Şubat 2019 Cuma
Selim'in Kitapları ve Yazarları
Selim artık önünde çok fazla yol ve zaman kalmadığını biliyordu. Arkasındaki uzunluk da çok fazla değildi. Tüm canlılar gibi insanlar da yaşam çizgilerini doğadan ve evrenden bağımsız olarak belirleyemiyordu. Yalnızca seçimler ve planlar yapıyor, hedefler koyup onlara ulaşma senaryoları yazıyor, amaçlarına yaklaştıkça mutlu uzaklaştıkça mutsuz oluyorlardı. Önlerindeki yol güzel ve uzun görünüyorsa kendilerini genç, belirsiz ve kısa görünüyorsa yaşlı hissediyorlardı. Selim önündeki yolu açık ve uzun görmüyordu ama yine de kendisini genç hissediyordu. Çünkü abisinin ve kendisinin gençliklerini çok sevmişti, yeni gençleri de çok seviyor, dünyaya onlar gibi bakmaya, yaşamı onların gözleriyle görmeye, onlar gibi hissetmeye çalışıyordu. Yaşadıkları ve öğrendikleriyle, onların yaşayacaklarını ve öğreneceklerini birleştirmeye çalışıyordu.
Selim kitaplarını ve yazarlarını düşündü. Kitaplarının ve yazarlarının, Selman'ın kitapları ve yazarları olmasına hiç şaşırmadı. Dünyayı annesinin ve babasının değil, abisinin gözleriyle görmüş, abisinin gözlerinde beliren geleceğe inanmıştı. Selman gittikten sonra da kendi geleceğini arayıp bulmaya çalışmıştı. Selman Selim'e en büyük kötülüğü ve iyiliği ona bir doğum gününde Küçük Prensi alarak yapmıştı. Kötülük ve iyilik şeftaliler ve balıklar, martıların ve masalların gerçekleriyle sürmüştü. Selman inandığı için Selim de İnce Memed'e hayran olmuş, Selman sözünü ettikçe Irazca'yı olmayan köyündeki annesi gibi sevmiş, baba evlerindeki anılarda gezinip avare yıllarını yetmiş iki farklı koğuşta geçirerek bereketli topraklarda dolaşmış, kalpaklılarla doludizgin gitmiş, yaban olup köylerde yaşamış, sosyalizm geliyorken önce "Savulun" sonra "Böyle Gelmiş Böyle Gitmez" demiş, Mahmut Tali'den senaryo yazmayı öğrenerek kendi çektiği Yılmaz Güney filmleriyle bir arkadaş ve umut bulup umutsuzlardan biri olmamak istemişti. Sonra Nâzım'ın şiirlerini ve destanlarını okuyarak kendi evren ve insan manzaralarını yazmaya başlamıştı. Cascabel ailesiyle seksen günde dünyayı dolaşmış, büyük dörtle sayıların sırrını keşfetmiş, Martin Eden'ın demir ökçenin altında ezilmesinden çok büyük bir acı duymuştu.
Selim artık önünde çok fazla yol ve zaman kalmadığını biliyordu. Arkasındaki uzunluk da çok fazla değildi. İnsanlar da tüm canlılar gibi yaşam çizgilerini doğadan ve evrenden bağımsız olarak belirleyemiyordu. Yalnızca seçimler ve planlar yapıyor, hedefler koyup onlara ulaşma senaryoları yazıyor, amaçlarına yaklaştıkça mutlu uzaklaştıkça mutsuz oluyorlardı. Önlerindeki yol güzel ve uzun görünüyorsa kendilerini genç, belirsiz ve kısa görünüyorsa yaşlı hissediyorlardı. Selim okuduğu son kitaplardan birini düşündü. Doğu ve batı, kuzey ve güney, doğanın ve insan denen yaratığın büyük dörtleri; kendilerini ve dünyayı kurtaramamışlardı. Bu gidişle "Elveda Güzel Dünyam" diyerek vedalaşmak dışında bir seçenek kalmayacaktı.
Selim'in Kitap ve Yazar Listelerinden Biri
1. Anton Euxpery, Küçük Prens, http://kitap.ykykultur.com.tr/kitaplar/kucuk-prens
2.1. Samed Behrengi, Bir Şeftali Bin Şeftali, https://www.kitapyurdu.com/kitap/bir-seftali-bin-seftali/40167.html
2.2. Samed Behrengi, Küçük Kara Balık, https://www.kitapyurdu.com/kitap/kucuk-kara-balik/280185.html
3.1. Jonathan Seagul, Martı, https://www.kitapyurdu.com/kitap/marti-jonathan-livingston/17070.html
3.2. Vasıf Öngören, Masalın Aslı, https://www.goodreads.com/book/show/24429319-masal-n-asl
3.3. Yaşar Kemal, İnce Memed, http://kitap.ykykultur.com.tr/kitaplar/ince-memed-1
3.4. Fakir Baykurt, Irazca'nın Dirliği, https://www.dr.com.tr/Kitap/Irazcanin-Dirligi/Fakir-Baykurt/Edebiyat/Roman/Turkiye-Roman/urunno=0000000221387
4.1. Orhan Kemal, Baba Evi, https://www.kitapyurdu.com/kitap/baba-evi/67556.html
4.2. Orhan Kemal, Avare Yıllar, https://www.kitapyurdu.com/kitap/avare-yillar/141757.html
4.3. Orhan Kemal, 72. Koğuş, https://www.idefix.com/Kitap/72-Kogus/Edebiyat/Turk-Oyku/urunno=0000000238054
4.4. Orhan Kemal, Bereketli Topraklar Üzerinde, https://www.idefix.com/
4.5. Samim Kocagöz, Kalpaklılar, https://www.kitapyurdu.com/kitap/kalpaklilarbutun-eserleri-3/69195.html
4.6. Samim Kocagöz, Doludizgin, https://www.idefix.com/Kitap/Doludizgin-Kalpaklilarin-Devami/Samim-Kocagoz/Edebiyat/Roman/Turkiye-Roman/urunno=0000000277675
4.7. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yaban, https://www.idefix.com/Kitap/Yaban/Edebiyat/Roman/Turk-Klasik/urunno=0000000061419
4.8. Aziz Nesin, Sosyalizm Geliyor Savulun, https://www.nesinyayinevi.com/detail.php?kod=48
5.1. Aziz Nesin, Böyle Gelmiş Böyle Gitmez, https://www.nesinyayinevi.com/detail.php?kod=258
5.2. Mahmut Tali Öngören, Senaryo Yazma Tekniği, https://www.nadirkitap.com/senaryo-yazma-teknigi-mahmut-tali-ongoren-kitap2114598.html
5.3. Yılmaz Güney, Umut, https://ipfs.io/ipfs/QmT5NvUtoM5nWFfrQdVrFtvGfKFmG7AHE8P34isapyhCxX/wiki/Umut_(film%2C_1970).html
5.4. Yılmaz Güney, Arkadaş, https://www.babil.com/arkadas-kitabi-yilmaz-guney
5.5. Yılmaz Güney, Umutsuzlar, https://www.imdb.com/title/tt0067897/
5.6. Nazım Hikmet, Şiirler, http://kitap.ykykultur.com.tr/kitaplar/butun-siirleri-nazim-hikmet
5.7. Nazım Hikmet, Yazılar, http://kitap.ykykultur.com.tr/kitaplar/yazilar-6-konusmalar
5.8. Nazım Hikmet, Mektuplar, http://kitap.ykykultur.com.tr/kitaplar/pirayeye-mektuplar
5.9. Nazım Hikmet, Romanlar, http://kitap.ykykultur.com.tr/kitaplar/romanlar-3-yasamak-guzel-sey-be-kardesim
5.10. Nazım Hikmet, Oyunlar, http://kitap.ykykultur.com.tr/kitaplar/oyunlar-5-kadinlarin-isyani
5.11. Jules Verne, Araba ile Devrialem, https://www.kitantik.com/product/ARABA-ILE-DEVRIALEM-JULES-VERNE_0z8kgltjlijep6t1qs8,https://www.biblio.com/caesar-cascabel-1st-edition-by-verne-jules/work/316510, https://www.biblio.com/book/caesar-cascabel-verne-jules/d/300468592
5.12. Agatha Christie, Büyük Dört, https://www.kitapyurdu.com/kitap/buyuk-dortler/63455.html, https://www.goodreads.com/book/show/16316.The_Big_Four
5.13. Agatha Christie, Ve Perde İndi, http://www.altinkitaplar.com.tr/agatha-christie/ve-perde-indi/
5.14. Jack London, Martin Eden, https://www.iskultur.com.tr/martin-eden.aspx
5.15. Jack London, Demir Ökçe, https://www.iskultur.com.tr/demir-okce-butun-eserleri-3.aspx
5.16. Ahmet Ümit, Elveda Güzel Vatanım, https://www.everestyayinlari.com/kitap-detay.php?k=10837
Etiketler:
Agatha Christie,
Ahmet Ümit,
Aziz Nesin,
Behrengi,
Euxpery,
Fakir Baykurt,
Jack London,
Jules Verne,
Nazım Hikmet,
Orhan Kemal,
Samim Kocagöz,
Selim,
Yakup Kadri,
Yaşar Kemal,
Yılmaz Güney
20 Şubat 2019 Çarşamba
Işık'ın Mucizeleri ve Yaşamanın Akılalmaz Güzelliği
Yaşamında kaç insan olduğunu ve bunların kaçının kadın
olduğunu düşündü Selim ve birden bir kadınla bir erkeği hatırladı. Her insan
gibi öyküleri çok uzundu her ikisinin de ama Selim'in aklında yalnızca birer
sahne vardı ikisiyle ilgili. Birinde kadın erkeğe duyduğu ilahi aşk nedeniyle
çok büyük bir acı çekiyor ve bu acıyı tırnaklarıyla etinin arasına batırılan
iğnelerle anlatıyordu. Diğerindeyse adam belirli bir sürede kısa ilişkilerle
birlikte olduğu kadınların sayısından söz ediyor ve bu sayıyı belirli
varsayımlarla hesaplayarak doğrulamaya çalışıyordu. On yılda bin miydi, yirmi
yılda beş bin miydi, Selim sayıyı hatırlamıyordu. Gecen yüzyılda beş yılda on
milyonlar mı, on binlerce günde binler mi ölmüştü, bilmiyordu. Çocukların ve
kadınların ve erkeklerin ve tüm insanların gözlerindeki acıyı ve yüzlerindeki
derin çizgileri biliyordu yalnızca. Selim galiba erkeğin ölümüyle biten bir
başka kadının ve erkeğin öyküsünü hatırladı. Selman'ın bir arkadaşı film
televizyonda gösterildiğinde ertesi gün dairedeki bütün kadınların kendileri
için binlerce kilometre yol yapmayı göze alacak bir erkek bulma hayalleri
kurduğundan söz etmişti. Selim Selman'ın bunu kadınları küçücük dünyalarına
sıkışmış küçücük insancıklar olarak görüp küçümseyen bir havayla anlattığını
hatırlıyordu. Selman'ın gençliğinde kadınlarla erkekler arasındaki duvarlar
daha yüksekti. Kadınların ve erkeklerin bedenleri ve ruhları birbirine çok
uzaktı. Birbirlerine dokunmaları çok zordu.
Kendilerine dokunmaları zordu. Birbirlerini ve kendilerini anlamaları
kolay değildi. Sonra yaşam ve iletişim biçimlerindeki değişimler duvarlarda
çatlaklar açmaya başlamıştı. Çatlaklar bazılarına özgürlük, bazılarına daha
büyük ve daha çok baskı getirmişti. Selim Melda'yla kavuşamasa bile şanslı
olduğunu düşünüyordu. Yaşamında Işık'lar ve Sima olmuştu. Bir gün ve bir an
için bile yaşamaya değer olabileceğini düşünürken, onlarla güzelliklerin
yıldızlar gibi çoğaldığını hissetmişti. Tanıdığı son Işık, ona akılla bedenin
ve ruhla tenin arasındaki sınırların kalktığı bir dünya olabileceğini
düşündürmüştü.
Bu Işık tanıdığı hiçbir insana benzemiyordu. Biraz Selman'la
birlikte izlediği eski kovboy filmlerinden birindeki bir kadını hatırlatıyordu.
Kimseye "Hayır" demediğini söylüyordu kadın ve gerçekten kimseyi
reddetmiyordu. Gülmeye ve dokunmaya konan sınırlar yaşamı çok sertleştiriyordu.
Kadın Selim'i rüyalarına girip ona dokunacak, ona hayal bile edemeyeceği
deneyimler yaşatacak kadar çok etkilemişti. Işık da farklılığını ilk
tanıştıkları gün bile duruşu ve bakışları, sözleri ve sessizliği,
yakınlaşmasındaki ve uzaklaşmasındaki kışkırtıcı müzikle göstermişti.
Buluştukları ilk günden başlayarak hep yeni sürprizlerle gelmişti. Sevmeyi ve
sevilmeyi, konuşmayı ve dinlemeyi, susmayı ve susturmayı, oynamayı ve
oynatmayı, kıpırdamayı ve kıpırdatmayı, dokunmayı ve dokunulmayı çok iyi
biliyordu. Yaşamanın akılalmaz güzelliğini gösteriyor ve yaşatıyordu.
Selim ona Işık kadar rahat ve güzel dokunan bir başkasını
görmemişti. Bir tüy gibi hafifti ve dağlardan denizlere akan kar suları kadar
doğaldı. Birbirlerine dokundukça birlikte uzun yolculuklara çıkıyorlar,
erişilmez yerlere gidiyorlardı. Işık Selim'in kendisinin bile pek dokunmadığı
yerlerine dokunarak inanılmaz heyecanlar yaratıyor, bulduğu her güzellikle uzun
uzun oynuyordu. Selim onun yarattığı harikaların yansımalarını bulup göndermeye
çalışıyor, Işık gizli denizlerinin yollarını bulması için ona yardım ediyordu.
Selim her yerine böyle rahat ve güzel dokunan bir başkasını görmemişti.
19 Şubat 2019 Salı
Işık'ın Günahı
Selim Selman'ı böyle bir durumda göreceğine asla inanamazdı.
Selman kusursuzluktu, her şeyi bilmekti, en doğrusunu söylemek ve yapmaktı. Evrende Selman gibi bir ikinci kişi daha olamazdı. Abisi olağanüstüydü. Selim onun gibi olabilmek için yaşamını bile verirdi.
Bir zamanlar böyle düşünüyordu Selim. Annesinin ve babasının verdiği güven ve sevginin koruyuculuğundan, Selman'ın küçük ipuçları vererek açtığı yolla kurtulmuştu. Artık dünyaya onlar gibi bakmıyordu. Çocuklar ve gençler için güzel bir gelecek kurma düşüncesi yaşamına yepyeni anlamlar katmıştı. Artık küçük oyunlarla oyalanabilecek bir çocuk değildi. Dünyayı ve tarihi biliyordu. Geleceğin sorumluluğunu taşıyordu. Abisi kadar bilgili olmak, her şeyi öğrenmek istiyordu. Elinden geleni yapıyor, yine de eksik kalıyordu. Selman uzayın her noktasını ve zamanın tüm anlarını bilirken, o yalnızca kendi küçük dünyasını tanıyabiliyordu. Değişmek istiyor, kendini zorluyor, yine de ne yaparsa yapsın bir türlü Selman gibi olamıyordu. Selman'ın en küçük bir isteğini bile emir olarak kabul edip varını yoğunu ortaya koyarak en iyi şekilde yapmaya çalışıyordu.
Selman'ı son görüşlerinden biri olmalıydı. Abisi artık her an gidebileceğini söylemişti. Bazı eşyalarını, kitaplarını ve aldığı notları getirmesini istemişti. Başka kimseye asla söylememesini isteyerek ona bir adres vermişti. Selim abisinin isteğinden büyük bir gurur ve heyecan duymuştu. Abisi ona güveniyordu. Artık büyüdüğünü düşünüyor, sırlarını ona emanet ediyordu. Selim abisinin istediklerini dikkatle toparlamış, annesine ve babasına sezdirmeden iki torba hazırlamıştı. Sorarlarsa arkadaşına çalışmaya gittiğini ve dersle ilgili malzemeleri götürdüğünü söyleyecekti. Sonuçta abisinin isteklerini başarıyla yerine getirmişti. O gün götürdüğü bazı kitaplar ve notlar çok sonra bir şekilde Selim'e geri dönmüştü. İçlerinde neler olduğunu ancak yıllar sonra öğrenmişti. Büyük bir coşkuyla abisinin verdiği adrese giderken, abisinin artık gideceğini hatırlayınca onu bir daha görememekten korkmuştu. Sonra "Selman Abi'me bir şey olmaz, o çok güçlüdür" diyerek kendini avutmaya çalışmıştı. O gün orada Işık'la karşılaşacağı asla aklına gelmezdi.
Selim Selman'ı böyle bir durumda göreceğine asla inanamazdı.
....
Işık ağlıyordu. Selman'ın son aylarda çok zorlandığını biliyordu ama uçurumun kenarına bu kadar yaklaştığını anlayamamıştı. Bir insan nasıl bu kadar değişebilirdi? Ya da olduğundan bu kadar farklı görünebilir miydi? Işık ağlıyordu. Düşünmenin ve hissetmenin, dokunmanın ve dokunulmanın, tatmanın ve koklamanın, görmenin ve duymanın, sevmenin ve yaşamanın, evrenin ve zamanın bir anlamı kalmamıştı. Üzerinde bir canavara dönüşmüş Selman artık yoktu. Işık'ı yavaş yavaş öldürüyordu. Aüırlığıyla soluk almasını engelleyecek kadar sıkıştırıp ezdiği için değil, ellerini hoyratça öç almak istercesine her yerinde dolaştırdığı için değil, gerçekten öldürecek gibi boğazına bastırdığı için de değil; Selman kendi içindeki güzelliğe ihanet ettiği için ikisini birden öldürüyordu. Oysa Işık bunu doğanın ve yaşamın zirvesine çıkarak yaşamayı öyle çok istemişti ki. Selman nedense hiç acele etmemişti. "Birbirimizi iyice tanıyalım, sözlerin ve belgelerin ötesine geçebilecek bir bağlılığımız olsun, çocuklarımıza güzel günler bırakabileceğimiz koşulların yaklaşmakta olduğunu iyice hissedelim, telli duvaklı gelin olarak alayım sevgilimi" diyordu Selman. Işık onu seviyor, ona inanıyordu. Selman kendini ve Işık'ı yavaş öldürüyordu. Bilinci ve düşünceleri uzaklaşıyor, gözleri kararıyordu. Selman içindeki vahşeti açığa çıkarmıştı. Tuhaf, akıl almaz bir duyguydu bu. İki beden ve iki zihin anlaşılmaz bir oyun oynuyorlardı. Haz ve acı, sevinç ve üzüntü, coşku ve bitkinlik, yükselme ve alçalma, ses ve sessizlik, ışık ve karanlık, mutluluk ve mutsuzluk, inanma ve yadsıma, bilme ve bilgisizlik, sevgi ve nefret, umut ve umutsuzluk birbirine karışıyordu. Işık yavaş yavaş tükeniyordu. Selman gücün bataklığında boğuluyordu. Dünya yavaş yavaş kararıyordu. Selman'ın dokunuşları ve soluk alışları hızlanmıştı. Işık ağlıyordu. Bedenindeki güzelliklere ve aklındaki korkuya isyan ediyordu. Yaşamın yaşamdan bu kadar uzak olmasına isyan ediyordu. Ölüme isyan ediyordu. Ölüme isyan ederek yaşamdan uzaklaşıyordu. Çığlıkları Selman'ın çığlıklarına karışıyor, ölüyordu.
....
İşte Selim tam böyle bir zamanda daire kapısını sessizce açarak içeriye girdi. Selman "Geldiğinde ben olmayabilirim, kapıyı anahtarla açıp içeri girersin, ben yoksam beklersin" demişti. Selim de abisi evdeyse bir sürpriz yapmak üzere usulca içeriye süzülmüştü. Selman'ı ve Işık'ı görünce dondu kaldı. Sevgili abisi, sevgili ablasını öldürüyordu. Selman Işık'ın üzerindeydi. Tuhaf sesler çıkarıyorlardı. Selim ne düşüneceğini bilemedi. Bu kötü adam, bu güzelliğe bunları nasıl yapabilirdi. Öfkeyle Selman'ın üzerine fırladı.
"Işık'ı bırak" diye bağırıyordu aklını yitirmiş gibi. "Işık'ı bırak, Işık ablama dokunma, onu bırak. Işık ablama bir şey yapma, ben onu çok seviyorum, ona bir şey yapma." Bir yandan da yumruklarını Selman'a savuruyordu. "Niye bunları yapıyorsun Işık ablama?"
Selman ne diyeceğini bilemedi. "Bir günah işlemiş de küçük bir ceza verdim" dedi.
Selim Selman'ı böyle bir durumda göreceğine asla inanmazdı.
18 Şubat 2019 Pazartesi
Işık'ın Öyküsü
Selim Işık'ı Selman'ı yücelttiği dönemlerde tanımıştı. Selman kadar haklı ve iyiydi Işık da. Üstelik ondan çok daha güzeldi. Selim Işık'a âşık olmuştu. Işık güzeldi, dünya güzeldi, güneş parlıyordu, yaşam güzeldi. Selim Selman kadar iyi ve özverili olmak istiyordu. Geleceğin yollarını türkü söyler gibi çalışarak yapmakta olan milyarlarca karıncadan biri olmak istiyordu. Işık'ların çoğalmasını istiyordu. Güzelliklerinin tüm evreni kaplamasını, herkesin bir ışığı olmasını istiyordu.
Büyü ne zaman bozulmuştu bilmiyordu. Belki de Işık'a yakınlaştıkça Selman'dan uzaklaşmıştı. Önce abisinin her zaman haklı olmayabileceğini düşünmeye başlamıştı. Aslında Işık olmasa, Selman'a sonsuza dek inanabilirdi. Işık'la Selman'ın ilişkisindeki tuhaflıklar Selim'i şaşırtmıştı. Hep haklıdan yana olan, herkese çok iyi davranan Selman ne yapıyordu da Işık ona böyle nefretle bakabiliyordu? Günün birinde Işık büyük bir telaşla geldiğinde Selim onun gözlerindeki yaşları görmüştü.
"Ne oldu Işık Abla?" diye sormuştu.
Işık'a abla demekten hiç hoşlanmıyordu ama böyle dediği zamanlarda sevdiği kız ona daha yakın oluyordu. Selim'in bu sorusu Işık Abla'nın son gücünü de tüketmişti. Ağlayarak Selim'e sarılmıştı.
"Ah Selim" demişti. "Ah Selim, ah Selim! Yaşamak ne kadar zor."
"Yaşamak güzel şey be abla!" demişti Selim.
Işık Abla gözlerindeki yaşları silerek gülmüş ve Selim'i kucaklamıştı.
"Senin gibi ışık dolu çocuklar oldukça elbette güzel olacak Selim" demişti. Selim artık büyüdüğünü düşündüğü için bozulmuştu ama sesini çıkarmamıştı. Işık'ı bir yetişkin gibi kucaklayarak onu teselli etmeye çalışmıştı. O gün Işık'la uzun süre birlikte olmuşlar, konuşmuşlar, öyküler anlatmışlardı. Selim Işık'la çok fazla görüşerek onu doğrudan tanıma fırsatını bulamamıştı. Işık'ı daha çok Selman'ın anlattıklarından tanıyordu. Işık'la karşılaştıkça tanık olduğu bazı ayrıntılar Selim'i şaşırtıyordu. Yine de Işık'ın düşünceleri Selim'in aklına Selman'ın sözleriyle taşınıyordu. Işık'ın ağlayarak geldiği o gün anlattıkları olmasa bu durum hep sürecekti. Işık'ı dinledikten sonra abisini ve gizli aşkını bir daha asla eskisi gibi göremeyeceğini anlamıştı. Kafasından hesaplar yapmıştı. Işık Abla ondan kaç yaş büyük olabilirdi? Belki de Selim büyüdüğünde birlikte yeni bir yaşama başlayabilirlerdi. Işık Abla ne derdi bu işe? Sorsa mıydı? Selim sormamış, ona sarılmanın ve onu biraz olsun yatıştırabilmenin mutluluğunu yaşamıştı.
Selman mı, Işık mı daha önce ortadan kaybolmuştu? Selim hatırlamıyordu. Uzaktaki yaşamların bıraktığı izler çok silik oluyordu. Annesinin Selman'dan haber alamadıkça Işık'a ulaşmaya çalıştığını hatırlıyordu. Galiba bir iki kez görüşmüşlerdi de. İlk görüşmeden sonra eve geldiğinde annesi "Bu kız bir şeyler biliyor da mı benden saklıyor, yoksa gerçekten haberi mi yok, bir türlü anlayamadım" demişti. Son kez görüşebildiklerinde annesi çok öfkelenmişti. "Selman bu kıza ne yapmış olabilir? Belki de başka birisine ilgi duyup onu bırakmıştır. O yüzden böyle saçma sapan konuşup duruyordur. Zaten Selman'ın başına bu işleri açanlardan biri de bu kız. O olmasa oğlum şimdi çoktan okulunu bitirip işe girmiş, evlenmiş olurdu. Böyle ne idüğü belirsiz işler ve kızlarla uğraşması da gerekmezdi." Aklında kalanları ve aklına gelenleri dönüşümlü olarak tekrarlayıp durmuştu. Selim annesinin Selman'a da Işık'a da haksızlık ettiğini düşünmüştü ama ona kızmamıştı. Zavallı annesi Selman'ın, Işık'ın ve Selim'in bildiklerini bilmiyordu ki. Dünyaya doğru açıdan bakamıyordu. Ne kadar zor ve onurlu bir işe kalkışmış olduklarını bilmiyordu. Annesinin çabaları sonuç vermemişti. Babası zaten uğraşmayı çoktan kesmişti. "Benim Selman diye bir oğlum yok, böyle giderse Selim diye bir oğlum da olmayacak" diyerek bağırdığında salonun avizeleri titriyordu. Işık'tan zaten hiç haberi yoktu. Annesi ona söylemedikçe babası olup bitenleri göremez, kafasının içindekileri gerçek sanırdı. Selman'dan ve Işık'tan hiç haber gelmez olunca Selim çok üzülmüştü. Büyüyene kadar onların bir gün döneceklerine olan inancını korumuştu. Onlar gelmeyip o da yeni bir okula başlayınca, dünyaya ve geleceğe yeni gözlerle bakması gerektiğine inanarak Selman'ı ve Işık'ı içinde yaşatmaya çalışmıştı. Işık'ın öyküsü Selim için ışık dolu güzel bir kızın sevdiği bir gençle birlikte kendisinin ve dünyanın geleceğine inanarak umutla bakarken uğradığı ihanetin öyküsü olmuştu. Melda'nın da sönen bir ışık olmasını istememiş, onu kendisinden ve yaşamından uzak tutmaya çalışmıştı. Kendisi Selman'ın ve Işık'ın peşinden gitmek zorundaydı ama Melda kendi yaşamını sürdürmeliydi. Gelecek ancak Melda'ların kendi dünyalarında yaşama katacakları güzelliklerle kurulabilirdi. Melda'nın öyküsü, Işık Abla'nın öyküsü gibi acı olmamalıydı.
Selim Selman'la ve Işık'la ilgili tüm anılarının bir resmini yapmak istedi. Yüzlerini ve bedenlerini zorlukla görebiliyordu, çizebildikleri çok silikti. Güçlü Selman'ın küçük kardeşini korumak için yaptıklarını, Işık Abla geldiği gün onu teselli ederken yaşadığı mutluluğu hatırlayınca Selim'in yüzünde umutlu bir gülümseme belirdi.
8 Şubat 2019 Cuma
Yaşam Perisi
En acayip gücümüzdur. Düşünerek yaşamak.
....
Selim düşündükçe bir bataklığa gömüldüğünü hissediyordu. İnsanlar bir olamıyorlardı. Yaşamı anlamak için yanlış kişilere geçersiz sorular soruyorlar ve aldıkları her yanıtta gerçeklerden ve evrenin güzelliğinden biraz daha uzaklaşıyorlardı.İnsanlar kutuplaşıyordu. Hiç inananlarla inanmayanlar bir olur muydu? Sevenler ve sevmeyenler, bilenler ve bilmeyenler, düşünenler ve düşünmeyenler, çalışanlar ve çalışmayanlar, duyanlar ve duymayanlar, görenler ve görmeyenler, arayanlar ve aramayanlar, bulanlar ve bulamayanlar, konuşanlar ve susanlar, koşanlar ve duranlar, yürüyenler ve bekleyenler, dinletenler ve dinleyenler, gösterenler ve gösterilenler yaşadığımız evrende buluşabilirler miydi?
"Acayip güçlerimiz var ama bu güçlerimizi ya hiç kullanamıyoruz, ya da kullanabilsek bile yanlış kullanıyoruz" diye düşündü. Sonra düşündükçe yaşamdan ne kadar uzaklaştığını düşündü. Sonra düşünmemenin niçin bu kadar kolay benimsenebildiğini artık anladığını düşündü. Düşünen bir insanın düşünmekten vazgeçmesinin çok zor olduğunu düşündü. Düşünmeyen birinin düşünmeyi öğrenmesinin en az çağ atlamak kadar zor olduğunu düşündü sonra. Mırıldandı. En acayip gücümüzdü yaşamak, düşünerek yaşamak.
Selim düşündükçe bir bataklığa gömüldüğünü hissediyordu ve bunun nasıl bir geçmişten gelerek yaşamını böylesine kaplamış olduğunu bir türlü anlayamıyordu. Anlayamadıkça kafasında akıl almaz çatışmalar oluyor ve zihninin ve edeninin yanmaya başladığını hissediyordu. İçindeki çığlıkları dışarıdan duyamıyordu. Sessizce ağlıyordu. Düşündükçe ve hatırladıkça ağlıyordu. Selim düşündükçe bir bataklığa gömüldüğünü hissediyordu ve buraya nasıl gelmiş olduğunu bilmiyor, anlayamıyordu.
....
Korkunçtu. Düşünceler ve sözcükler, görüntüler ve sesler, tatlar ve kokular, dokunuşlar ve dokunuluşlar öyle hızlı üşüşüyordu ki Selim'in aklına; anlayacak ve anlatacak, konuşacak ve yazacak zaman bulamiyordu. Gördüklerini yalnizca yaşayabiliyordu. Çevresinde birikmiş küçücük kağıtlara şaşkınlıkla ve acıyarak bakıyordu. Ne kadar anlamsızdilar, ne kadar zavallıydılar, ne kadar gereksizdiler. Varlıklarının hiçbir anlamı yoktu. Yaşadıklarının sonsuz okyanusunda, hep birlikte kaybolmuşlardı.
Bir ışık parladı ve "İşte şimdi gerçekten görüyor ve duyuyorsun beni" dedi bir ses.
Gözleri kamaşarak baktı. Onu daha once hic görmemişti. Bir daha göremeyeceğini de biliyordu. Onu o anda orada görebilmiş olmak, olağanüstü büyük bir şans olmalıydı. Saçlarını ve tenini, gözlerini ve dudaklarını, bedeninin ve yüzünün herhangi bir yerini, sesinin ve sözlerinin gücünü, bakışlarının ve kıpırdanışlarının etkisini anlatamazdı. Işığının karşısında eğildi. Daha önce "Ölsem gam yemem" diyerek aşık olduğu tüm güzellikleri unuttu. İşte, oradaydı. Ona sarılmıştı, kucaklıyordu, her yerine dokunuyordu, öpüyordu. Böyle bir güzelliği daha once görmemiş, yaşamamıştı.
"İşte sonunda geldin" dedi.
"İşte sonunda geldim" dedi.
Esin perisi bir anda kayboldu. Geride bütün odayı doldurarak Selim'in gözlerini kamaştıran renk renk ışıklar, kulaklarına huzur üfleyen sesler bıraktı. Selim kadının güzelliğini saygıyla hatırladı, aklının her kıvrımına yazdı.
"Işte sonunda ilhamın sırrını çözdüm, bu kez gerçekten çözdüm" dedi.
....
En acayip gücümüzdur. Düşünerek yaşamak.
http://dergisanat.blogspot.com/2016/01/esin-perisi.html
Esin Perisi
"Sonunda ilhamın sırrını çözdüm. Büyük bir buluş değiş belki, bilinenin bilmem kaçıncı kez tekrarı. Ama bunu anlamak, hissetmek beni mutlu etti."
https://mehmetarat2000.wordpress.com/2012/12/29/fairy-of-inspiration/
Fairy of Inspiration
“I finally solved the puzzle of inspiration. Not a great discovery maybe, re-expression of known once again, I don’t know how many efforts have been made before, But understanding and feeling this made me happy.”
Etiketler:
Art,
Ceres,
Demeter,
esin,
fairy,
Goddess,
Greek,
Gwendolyn Malfoy,
inspiration,
life,
peri,
Selim,
yaşam
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






