Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2019 Çarşamba

Işık'ın Mucizeleri ve Yaşamanın Akılalmaz Güzelliği



Yaşamında kaç insan olduğunu ve bunların kaçının kadın olduğunu düşündü Selim ve birden bir kadınla bir erkeği hatırladı. Her insan gibi öyküleri çok uzundu her ikisinin de ama Selim'in aklında yalnızca birer sahne vardı ikisiyle ilgili. Birinde kadın erkeğe duyduğu ilahi aşk nedeniyle çok büyük bir acı çekiyor ve bu acıyı tırnaklarıyla etinin arasına batırılan iğnelerle anlatıyordu. Diğerindeyse adam belirli bir sürede kısa ilişkilerle birlikte olduğu kadınların sayısından söz ediyor ve bu sayıyı belirli varsayımlarla hesaplayarak doğrulamaya çalışıyordu. On yılda bin miydi, yirmi yılda beş bin miydi, Selim sayıyı hatırlamıyordu. Gecen yüzyılda beş yılda on milyonlar mı, on binlerce günde binler mi ölmüştü, bilmiyordu. Çocukların ve kadınların ve erkeklerin ve tüm insanların gözlerindeki acıyı ve yüzlerindeki derin çizgileri biliyordu yalnızca. Selim galiba erkeğin ölümüyle biten bir başka kadının ve erkeğin öyküsünü hatırladı. Selman'ın bir arkadaşı film televizyonda gösterildiğinde ertesi gün dairedeki bütün kadınların kendileri için binlerce kilometre yol yapmayı göze alacak bir erkek bulma hayalleri kurduğundan söz etmişti. Selim Selman'ın bunu kadınları küçücük dünyalarına sıkışmış küçücük insancıklar olarak görüp küçümseyen bir havayla anlattığını hatırlıyordu. Selman'ın gençliğinde kadınlarla erkekler arasındaki duvarlar daha yüksekti. Kadınların ve erkeklerin bedenleri ve ruhları birbirine çok uzaktı. Birbirlerine dokunmaları çok zordu.   Kendilerine dokunmaları zordu. Birbirlerini ve kendilerini anlamaları kolay değildi. Sonra yaşam ve iletişim biçimlerindeki değişimler duvarlarda çatlaklar açmaya başlamıştı. Çatlaklar bazılarına özgürlük, bazılarına daha büyük ve daha çok baskı getirmişti. Selim Melda'yla kavuşamasa bile şanslı olduğunu düşünüyordu. Yaşamında Işık'lar ve Sima olmuştu. Bir gün ve bir an için bile yaşamaya değer olabileceğini düşünürken, onlarla güzelliklerin yıldızlar gibi çoğaldığını hissetmişti. Tanıdığı son Işık, ona akılla bedenin ve ruhla tenin arasındaki sınırların kalktığı bir dünya olabileceğini düşündürmüştü.

Bu Işık tanıdığı hiçbir insana benzemiyordu. Biraz Selman'la birlikte izlediği eski kovboy filmlerinden birindeki bir kadını hatırlatıyordu. Kimseye "Hayır" demediğini söylüyordu kadın ve gerçekten kimseyi reddetmiyordu. Gülmeye ve dokunmaya konan sınırlar yaşamı çok sertleştiriyordu. Kadın Selim'i rüyalarına girip ona dokunacak, ona hayal bile edemeyeceği deneyimler yaşatacak kadar çok etkilemişti. Işık da farklılığını ilk tanıştıkları gün bile duruşu ve bakışları, sözleri ve sessizliği, yakınlaşmasındaki ve uzaklaşmasındaki kışkırtıcı müzikle göstermişti. Buluştukları ilk günden başlayarak hep yeni sürprizlerle gelmişti. Sevmeyi ve sevilmeyi, konuşmayı ve dinlemeyi, susmayı ve susturmayı, oynamayı ve oynatmayı, kıpırdamayı ve kıpırdatmayı, dokunmayı ve dokunulmayı çok iyi biliyordu. Yaşamanın akılalmaz güzelliğini gösteriyor ve yaşatıyordu.

Selim ona Işık kadar rahat ve güzel dokunan bir başkasını görmemişti. Bir tüy gibi hafifti ve dağlardan denizlere akan kar suları kadar doğaldı. Birbirlerine dokundukça birlikte uzun yolculuklara çıkıyorlar, erişilmez yerlere gidiyorlardı. Işık Selim'in kendisinin bile pek dokunmadığı yerlerine dokunarak inanılmaz heyecanlar yaratıyor, bulduğu her güzellikle uzun uzun oynuyordu. Selim onun yarattığı harikaların yansımalarını bulup göndermeye çalışıyor, Işık gizli denizlerinin yollarını bulması için ona yardım ediyordu. Selim her yerine böyle rahat ve güzel dokunan bir başkasını görmemişti.

"Işık varsa evrende mucizeler de mutlaka olmalı ve her biri her zaman hep yeni mucizeler yaratacak güçte olmalı" diye düşündü Selim. Kendini Işık'ın ellerine ve güzelliğine bıraktı. Melda'yı ve Sima'yı unuttu.

3 Şubat 2019 Pazar

Bir Genç Kızın Yalnızlık Defteri

Geçmiş gittikçe geçmişte kalıyordu ve geçmişi karanlığa ve sislere gömüldükçe Selim geleceğinin de yok olmakta olduğunu görüyordu. Yakınındakiler uzaklaştıkça daha eskilere yöneliyordu ve uzaktayken hep yakın kaldıklarını sandıklarının yanlarına gidince çok uzaklaşmış olduklarını anlıyordu. Zor geçen yıllarında pek az dostundan gerçek bir ilgi görmüştü. Tüm arkadaşları onu büyük dostça karşılıyorlardu. Yakışıklılığının durduğunu ama yaşama gücünün ve kendine güveninin zayıfladığını görünce kimi gözündeki gizli sevinci gizlemeye çalışıyor, kimi üzülse bile gerçek bir ilgi göstermenin getireceği yüklerden çekindiği için uzak duruyordu. Tuhaf bir yalnızlık tarihi olmuştu Selim'in. Kızların gözü üzerinde olduğu için erkekler, kendilerine ilgi göstermiyor diye kızlar ona uzak duruyorlardı. Selman'ın yolundan gidip diğerlerinden farklı olmaya başladığında yalnızlık nedenlerine bir de korku eklenmişti. Onunla yakın olurlarsa başlarının belaya girebileceğinden korkuyorlardı. Melda farklı mıydı, yoksa yaşamdan ve olup bitenlerden bir tehlike varsa bile göremeyecek kadar uzak mıydı? Selim bilmiyordu ama aralarındaki yakınlığın anlamına ve güzelliğine inanmaktan vazgeçmek istemiyordu. Melda onun yaşama nedeni olarak kalacaktı.

Selim yine sıkıntılar içinde sokakta dolaşırken eski bir arkadaşına rastladı. Çok gerilerde kalmıştı, bir zamanlar aynı sınıftaydılar. Selim'in Selman'ın okulu nedeniyle başka bir kente taşınmalarından önce gitmekte olduğu okulun en güzel kızlarından biriydi. Şiir gibiydi ve konuşurken her sözünde ve hareketinde yeni şiirler oluyordu. Odayı ve evreni gözlerinden ve sesinden yayılan ışıkla dolduruyordu. Selim onu dinlemeye, ona bakmaya doyamıyordu. Kerem'in Aslı'sıydı. Gerçeğin özüydü, tanıdığı en güzel kızlardan biriydi. Kerem'in Aslı'sı olmasa, Selim onda kendi aslını bulmak isterdi. Önce Aslı gördü Selim'i, büyük bir sevinçle parladı gözleri. Sonra Selim aynı sevinçle kucakladı Aslı'yı. Gözlerindeki ışıklar ve bedenlerinin sıcaklığı buluştu.

"Ne uzun zaman oldu" dedi Aslı. "Neler yaptın, iyi misin?"

"İyiyim," dedi  Selim. Ayrıntılardan söz etmek istemiyordu. "Sen ne yaptın, tiyatro sahnelerinde seni az aramadım, yurtdışına mı gittin yoksa?" diyerek bilgi almaya çalıştı. Onun yeni bir Yıldız Kenter olabileceğini düşünmüştü hep Selim. Yaşamı ve doğayı buluşturan oyunlarda bedeninin hareketleri, yüzünün anlamı ve sesinin tonlarıyla yeni anlamlar ve güzellikler yaratarak sahnelerde yaşayabileceğine inanmıştı. Okuldan bir öğretmenin yaklaşımı yüzünden ayrılmak zorunda kalarak farklı bir gelecek bulduğunu öğrenince çok şaşırdı.

Yılmaz Hanım'dan Selim de ders almıştı ve konuları iyi öğretmesine rağmen onu pek sevememişti. İnsanlarla uğraşarak onları üzmeyi çok seviyordu Yılmaz Hanım ve bu aslında bir öğretmen için hiç de kabul edilebilir bir özellik değildi. Dersle ilgili pek sorunu olmadığı halde zaman zaman Selim'le de uğraşmıştı Yılmaz Hanım ve bir insanın başka bir insana neler yapabileceğini Selim'e gösteren ilk örneklerden biri olmuştu. Olumlu yanlarını görmeye, daha iyi öğretmek ve gelişmelerine katkı sağlamak için böyle yaptığını düşünmeye, buna inanmaya, yanlış davranışlarının arkasında onu haklı gösterebilecek nedenler bulmaya çalışmıştı. Başka bir kente giderek okuldan ayrılmasından sonra da Yılmaz Hanım'ı bir daha düşünmemişti.

"Nasıl böyle bir şey yapar? Sonuçta bilmediğin, yapamadığın bir ders değildi."

"Aslında ikmale bırakıp geçmek için kızından ders alınmasını istiyormuş. Ama benimle uğraşmasında biraz farklı bir nefret vardı sanki."

Yılmaz Hanım'ın dünyasını pek bilmese de, onun için de üzülmekten kendini alamıyordu Selim. Onun tümüyle insanlardan uzak ve yalnız bir insan olduğunu sanıyordu. Bir kızı olması, kızına ders verilmesi için çaba harcaması Selim'e şaşırtıcı geliyordu. Yılmaz Hanım'ı çıkar ilişkilerinin sıradan bir parçası olarak düşünemiyordu. Genç ve güzel öğrencisini kıskanan bir öğretmen olarak da düşünemiyordu. Kafasındaki Yılmaz Hanım, yaşadığı sorunlarla sertleşmiş, teni ve ruhu yaşamla kırışıp koyulaşmış, dünyaya karanlık gözlüklerin ardından bakarak ancak çok yakınında olanları görebilen, bunun verdiği yalnızlığın altında ezilen bir kadındı.

"Neler yaptın sonra?" diye sordu Aslı'ya.

"Başka okula gidip bitirdim, üniversite de okudum ama çalışamadım. Ailemizde hastalar vardı. Onlara bakmak zorunda kaldım. Şimdi teyzemle oturuyorum. Çok yaşlandı. Kimseyi tanımıyor, beni de. Ne yapabilirim? Onunla konuşuyorum, annemi anlatıyorum. Rahatlatmaya, yaşatmaya çalışıyorum."

Gözünün önünde bir başka resim belirdi Selim'in. Aslı yaşamı boyunca yalnızlık defterinin sayfalarını günlükleriyle doldurmuyordu. Kerem'le buluşuyordu. Birbirlerine mutluluk ve özgürlük veriyorlardı. Aslı tüm bilgisini ve bilincini dünyayı tiyatronun gözleriyle görebilmek için ediniyor ve geliştiriyordu. Kerem'in Aslı'sı oluyor ama sahnede Selim'in öyküsünü anlatıp oynuyordu. Dünya Aslı'yı ve Selim'i, dünyayı ve evreni bambaşka ve yepyeni gözlerle görmeye başlıyordu. Belki böyle olabilse, Yılmaz Hanım'ın da yaşamın pişmanlıklarıyla birikip sonsuza dek üzerinde kalmak üzere yerleşmiş acıları da hafiflemeye başlayacak, bulunduğu ve gideceği evrenlerde sonsuza dek taşıyacağı yükler azalabilecekti.

"İşte böyle bir öykü oldu benimki" dedi Aslı.

Ayrılırken yeniden kucaklaştılar. Selim Aslı'ya Kerem'i sormak istemedi. "Güzel bir masalın aslı mı, Kerem'in
Aslı'sı mıydın sen?" demedi.


Orhan Elmas, Kerem İle Aslı, 1971, http://www.sinematurk.com/film/4570-kerem-ile-asli/

Women Writers of Turkey, http://en.writersofturkey.net

Güzide Sabri Aygün (1886-1946), Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi (Abondened Documents of a Dead Woman, 1905), http://en.writersofturkey.net/index.php?title=G%C3%BCzide_Sabri

Ercan Kesal, Eski Bir Gazetecinin Evrak-ı Metrukesi, http://www.ercankesal.com/eski-bir-gazetecinin-evrak-i-metrukesi/


Selim'in Öyküleri, http://seliminoykuleri.blogspot.com/2016/11/selimin-oykuleri.html