acı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
acı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Mayıs 2019 Pazar
Selman'ın Sigarası
Kendisine, Işık Abla'ya ve ona yaptığı kötülükleri düşündükçe Selman'a çok kızıyordu Selim. İlk düş kırıklığını abisinin sigara içtiğini gördüğünde yaşamıştı. Sonra bazı başka davranışları da dikkatini çekmişti. Annesi, babasının sigara içmesinden hoşlanmıyordu ve Selim bunu hep hissetmişti. Annesinin bir düşüncesinin yanlış olabileceğine asla inanmazdı Selim, bu yüzden yaşamında da sigara hiç olmamıştı. Selman'a da bırakması için ısrar etmeye kalkmış, "Sen kendi işine bak ufaklık" yanıtını almıştı.
Bir gün eve üzerinde "Ahmet Bey ve Ayten Hanım" yazılı bir zarf gelmiş, birkaç gün sonra bir akşam babası ve annesi hazırlanarak evden gitmişlerdi. Annesi "Fazla geç yatma Selim, abine uyma" demişti. Annesini bu elbise içinde daha önce görmemişti. Çok güzel görünüyordu. Babasınıysa giydiği takımda daha önce çok görmüştü. Gittiği düğünlerde kadınların renkli ve çeşitli, erkeklerinse siyah beyaz ve aynı tip giyindiği dikkatini çekmişti. Bu toplantıya onu neden götürmediklerini bilmiyordu. Selman zaten genellikle "Ne işim var benim orada" diyerek bu tür törenlere gelmiyordu.
Annesi ve babası gittikten kısa bir süre sonra Işık Abla gelince Selim şaşırdı ama çok da sevindi. "Işık Abla, hoş geldin" diye bağırdı. Selman onun sevincini pek hoş karşılamadı. "Bizim işlerimiz var ufaklık, sen kendi odanda oyalan ve sesini çıkarma fazla" dedi. Selim abisinin her söylediğini yapardı. Buna da karşı çıkmayıp gitti.
Bir süre sonra Işık Abla'nın bağırdığını duyar gibi oldu. Önce yerinden kıpırdamadı. Selman söylediklerini yapmadığında çok kızıyordu. Ama ses bir kez daha gelince Selman'ın odasının kapısına gidip içeriyi dinledi.
"Biraz yumuşak ol, canımı acıtıyorsun" dedi Işık Abla.
"Canının acıması hoşuma gidiyor, seni daha çok seviyorum" dedi abisi.
"Benim hiç hoşuma gitmiyor ama" dedi sert bir sesle Işık Abla. Selim daha önce onun böyle bir tonda konuştuğunu duyduğunu hatırlamıyordu. Selman öfkeyle bağırarak "Benimle böyle konuşamazsın" dedi. Işık Abla bir çığlık attı. "Manyak mısın pis herif" dedi. "Sigaranı bacağımda söndürdün." Selman sakindi. "Bir daha böyle konuşursan yüzünde söndürürüm" dedi.
Selim donup kalmıştı. Selman'ın sigarasını hiç sevmemişti ama ondan şimdi tümüyle nefret etmişti. Biraz daha büyüdüğünde, Selman'dan Işık'a bunu yaptığı için hesap soracaktı. Şimdiyse ağzını açmaya korkuyordu. sessizce odasına döndü.
19 Şubat 2019 Salı
Işık'ın Günahı
Selim Selman'ı böyle bir durumda göreceğine asla inanamazdı.
Selman kusursuzluktu, her şeyi bilmekti, en doğrusunu söylemek ve yapmaktı. Evrende Selman gibi bir ikinci kişi daha olamazdı. Abisi olağanüstüydü. Selim onun gibi olabilmek için yaşamını bile verirdi.
Bir zamanlar böyle düşünüyordu Selim. Annesinin ve babasının verdiği güven ve sevginin koruyuculuğundan, Selman'ın küçük ipuçları vererek açtığı yolla kurtulmuştu. Artık dünyaya onlar gibi bakmıyordu. Çocuklar ve gençler için güzel bir gelecek kurma düşüncesi yaşamına yepyeni anlamlar katmıştı. Artık küçük oyunlarla oyalanabilecek bir çocuk değildi. Dünyayı ve tarihi biliyordu. Geleceğin sorumluluğunu taşıyordu. Abisi kadar bilgili olmak, her şeyi öğrenmek istiyordu. Elinden geleni yapıyor, yine de eksik kalıyordu. Selman uzayın her noktasını ve zamanın tüm anlarını bilirken, o yalnızca kendi küçük dünyasını tanıyabiliyordu. Değişmek istiyor, kendini zorluyor, yine de ne yaparsa yapsın bir türlü Selman gibi olamıyordu. Selman'ın en küçük bir isteğini bile emir olarak kabul edip varını yoğunu ortaya koyarak en iyi şekilde yapmaya çalışıyordu.
Selman'ı son görüşlerinden biri olmalıydı. Abisi artık her an gidebileceğini söylemişti. Bazı eşyalarını, kitaplarını ve aldığı notları getirmesini istemişti. Başka kimseye asla söylememesini isteyerek ona bir adres vermişti. Selim abisinin isteğinden büyük bir gurur ve heyecan duymuştu. Abisi ona güveniyordu. Artık büyüdüğünü düşünüyor, sırlarını ona emanet ediyordu. Selim abisinin istediklerini dikkatle toparlamış, annesine ve babasına sezdirmeden iki torba hazırlamıştı. Sorarlarsa arkadaşına çalışmaya gittiğini ve dersle ilgili malzemeleri götürdüğünü söyleyecekti. Sonuçta abisinin isteklerini başarıyla yerine getirmişti. O gün götürdüğü bazı kitaplar ve notlar çok sonra bir şekilde Selim'e geri dönmüştü. İçlerinde neler olduğunu ancak yıllar sonra öğrenmişti. Büyük bir coşkuyla abisinin verdiği adrese giderken, abisinin artık gideceğini hatırlayınca onu bir daha görememekten korkmuştu. Sonra "Selman Abi'me bir şey olmaz, o çok güçlüdür" diyerek kendini avutmaya çalışmıştı. O gün orada Işık'la karşılaşacağı asla aklına gelmezdi.
Selim Selman'ı böyle bir durumda göreceğine asla inanamazdı.
....
Işık ağlıyordu. Selman'ın son aylarda çok zorlandığını biliyordu ama uçurumun kenarına bu kadar yaklaştığını anlayamamıştı. Bir insan nasıl bu kadar değişebilirdi? Ya da olduğundan bu kadar farklı görünebilir miydi? Işık ağlıyordu. Düşünmenin ve hissetmenin, dokunmanın ve dokunulmanın, tatmanın ve koklamanın, görmenin ve duymanın, sevmenin ve yaşamanın, evrenin ve zamanın bir anlamı kalmamıştı. Üzerinde bir canavara dönüşmüş Selman artık yoktu. Işık'ı yavaş yavaş öldürüyordu. Aüırlığıyla soluk almasını engelleyecek kadar sıkıştırıp ezdiği için değil, ellerini hoyratça öç almak istercesine her yerinde dolaştırdığı için değil, gerçekten öldürecek gibi boğazına bastırdığı için de değil; Selman kendi içindeki güzelliğe ihanet ettiği için ikisini birden öldürüyordu. Oysa Işık bunu doğanın ve yaşamın zirvesine çıkarak yaşamayı öyle çok istemişti ki. Selman nedense hiç acele etmemişti. "Birbirimizi iyice tanıyalım, sözlerin ve belgelerin ötesine geçebilecek bir bağlılığımız olsun, çocuklarımıza güzel günler bırakabileceğimiz koşulların yaklaşmakta olduğunu iyice hissedelim, telli duvaklı gelin olarak alayım sevgilimi" diyordu Selman. Işık onu seviyor, ona inanıyordu. Selman kendini ve Işık'ı yavaş öldürüyordu. Bilinci ve düşünceleri uzaklaşıyor, gözleri kararıyordu. Selman içindeki vahşeti açığa çıkarmıştı. Tuhaf, akıl almaz bir duyguydu bu. İki beden ve iki zihin anlaşılmaz bir oyun oynuyorlardı. Haz ve acı, sevinç ve üzüntü, coşku ve bitkinlik, yükselme ve alçalma, ses ve sessizlik, ışık ve karanlık, mutluluk ve mutsuzluk, inanma ve yadsıma, bilme ve bilgisizlik, sevgi ve nefret, umut ve umutsuzluk birbirine karışıyordu. Işık yavaş yavaş tükeniyordu. Selman gücün bataklığında boğuluyordu. Dünya yavaş yavaş kararıyordu. Selman'ın dokunuşları ve soluk alışları hızlanmıştı. Işık ağlıyordu. Bedenindeki güzelliklere ve aklındaki korkuya isyan ediyordu. Yaşamın yaşamdan bu kadar uzak olmasına isyan ediyordu. Ölüme isyan ediyordu. Ölüme isyan ederek yaşamdan uzaklaşıyordu. Çığlıkları Selman'ın çığlıklarına karışıyor, ölüyordu.
....
İşte Selim tam böyle bir zamanda daire kapısını sessizce açarak içeriye girdi. Selman "Geldiğinde ben olmayabilirim, kapıyı anahtarla açıp içeri girersin, ben yoksam beklersin" demişti. Selim de abisi evdeyse bir sürpriz yapmak üzere usulca içeriye süzülmüştü. Selman'ı ve Işık'ı görünce dondu kaldı. Sevgili abisi, sevgili ablasını öldürüyordu. Selman Işık'ın üzerindeydi. Tuhaf sesler çıkarıyorlardı. Selim ne düşüneceğini bilemedi. Bu kötü adam, bu güzelliğe bunları nasıl yapabilirdi. Öfkeyle Selman'ın üzerine fırladı.
"Işık'ı bırak" diye bağırıyordu aklını yitirmiş gibi. "Işık'ı bırak, Işık ablama dokunma, onu bırak. Işık ablama bir şey yapma, ben onu çok seviyorum, ona bir şey yapma." Bir yandan da yumruklarını Selman'a savuruyordu. "Niye bunları yapıyorsun Işık ablama?"
Selman ne diyeceğini bilemedi. "Bir günah işlemiş de küçük bir ceza verdim" dedi.
Selim Selman'ı böyle bir durumda göreceğine asla inanmazdı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

