adam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Haziran 2018 Pazar

Çocuklarımı Öldürdüler


"Çocuklarımı ve çocuklarını öldürdüler."

Selim içine işleyen derin bir acıyla birden sarsıldı. Bir ses duymuştu hemen arkasında ve yıllardır unutmaya çalıştığı geçmişinin kırıklıklarından biri daha canlanmıştı. Annesi konuşmuştu.

Şaşkınlıkla döndü. Yaşlı, zorlukla yürüyen bir adam vardı arkasında. Bastonuna ve adama yaslandığı halde ayakta durmakta güçlük çeken ve belki çok daha yaşlı bir de kadın. "Anne, anneciğim" diyen iç sesini unutarak gözlerindeki yaşları bastırdı Selim. Artık bir dış sesi kalmamıştı annesinin. Adam, kalın gözlük camlarının arkasından elindeki kâğıda bakıyordu ve gözlerini kısarak gideceği yeri anlamaya çalışıyor, yorgun bir şaşkınlıkla çevresini araştırıyordu.

"Sandık numaranız kaç?" diye sordu Selim.

Selim gidecekleri yeri biliyordu. Yönünü gösterip tarif etmeye çalıştı. Bakışlarındaki şaşkınlığın azalmadığını görünce onlarla birlikte yürüdü. Okul bahçesinin arka tarafına gittiler. Diğer binanın kapısından içeri girdiler. Adam ve kadın, sınıf kapısında bekleyen diğerlerinin arkasında durdular. Geleceğe son sözlerinden birini söylemek için beklediler.

"Çocuklarımı ve çocuklarını öldürdüler."

Selim'in annesi ve babası torunlarını görememişti. Selim ve Selman onlardan hep uzakta olmuştu. Annesi Selim'e çok yalvarmıştı. "Abine söz geçiremiyorum, sen bizi bırakma, sensiz yapayalnız ne yaparız?" demişti. Selim onları da, Selman'ı da dinlememişti. Artık çocuk değildi. Onu evde bırakıp kendisi 1 Mayıs'a gidecek bir Selman yoktu. 1 Mayıs'lar hep çok önemli olmuştu. Selim, insana ve yaşama değer verenlerin 1 Mayıs'larda birbirlerinin sesini duymasına hep çok önem vermişti. Birbirlerinin sesini duyup anlayabilecek kişiler, birbirlerinin seslerini duyamamışlardı. Selman gitmişti. Selim büyük bir yalnızlığa gömülmüştü.

Selim yaşlı kadını ve adamı sırada beklerken bırakarak binadan çıktı. Son yıllarda, son onyıllarda öyle çok acı yaşanmıştı ki; bir kadının çığlığının nedenlerini anlamak hiç zor değildi. Anneler çocuklarını yitiriyorlardı. Çocuklarına nefreti ve düşmanlığı değil, yaşamı ve insanları kucaklamanın güzelliğini öğretmiş bir anne için; çocuklarının acımasızca dövülüp hırpalanmasından, yaralanmasından, işkenceyle öldürülmesinden, öldükten sonra bile rahat bırakılmamasından daha fazla acı veren ne olabilirdi? Çocuklarına yaşamı ve insanları kucaklamanın güzelliğini öğretmiş annelerin pişman olduğu karanlık dönemlerin sorumluları, günün birinde bulunabilir miydi?

"Çocuklarımın okullarını, işlerini, yaşamlarını, umutlarını, geleceklerini ellerinden aldılar. Çocuklarımın çocuklarını doğmadan öldürdüler. Onları asla bağışlamayacağım ve hesap soracağım."

Bu kez belirgin bir şekilde annesinin sesini duymuştu Selim. "Anneciğim, sen artık rahat et, geçmişte hatalar yaptık ama torunlarının geleceğini korumanın bir yolunu mutlaka bulacağız" demek üzere dönüp baktı. Ne çok kadın ve erkek, genç ve yaşlı, yalnız ve birlikte insan vardı sabahın bu erken saatlerinde sokaklara çıkmış olan. Annesi yoktu. Konuşan; annesine pek de benzemeyen, onun şimdi olacağı yaşlardaki bir kadındı. Ona da destek olmaya çalıştı. Sonra suyun içerisine yüzüstü uzanmış bir bebek geldi aklına. "Bu bebek artık kalkıp yürümeli" dedi. Bir daha hiçbir çocuğun umutsuzluk denizinde boğulmamasını diledi.

30 Mayıs 2018 Çarşamba

ÖZEL BİR AN


Kadın ve adam uzayın ve zamanın iki eski geçmişten iki yeni geleceğe gidecekleri özel bir anında hızla hareket eden bir odada oturmuşlardı. Kadın tekti, karşısı boştu, çaprazında başını çevirip gözlerini kaldırarak bakmaya cesaret edemediği adam vardı. Kadının ve adamın birbirine yakın olan dizleri arasındaki boşluk çok azdı. Kadının eteklerinden sarkan ince siyah tül erkeğe uzanmıştı. Birbirlerinin varlığını ve sıcaklığını hissediyorlardı.

Uzayın ve zamanın geçmişten geleceğe uzanan yolculuğunun ne kadarını yaşamışlardı, ne kadarına başkalarından duyarak ulaşmış ve tanık olmuşlardı? Selim'in bunları bilmesi olanaksızdı. Göz ucuyla kadının ve adamın yüzlerindeki yorgunluğa baktı. Dikkatli ve keskin gözlü değildi. Parmaklarında yüzük olup olmadığını göremedi. Aralarındaki çekimin gücünü ve yalnızlıklarını hissetti. Önce kimin kalkıp ineceğini merak etti. Bir an yüzlerine bakıp gözlerindeki umutsuzluğu karşılaştırdı.

Selim gitmeyi düşündüğü yere gelince kalkmadı. Bekledi. Yolculukları ve sessizlik sürdü. Kimse konuşmadı. Havadaki gerilimin yükseldiğini hissetti. Sonunda odanın yavaşladığı bir anda kadın oturduğu yerden kalktı. Kapıya yaklaştı. Adam peşinden gitti.

Güneşin altına birlikte geri döndüler.

Kadın ve adam, birbirleri için bir umut olabilirler miydi?

Selim gideceği yere doğru yürümeye başladı.